Hayatımın Dönüm Noktasına Gelmeden Önce

Hikayeler

 

Köpeğimle buluşma hikayem

 

Ortaokul ve lise hayatım boyunca yatılı okulda okumak, beni daha özgürlüğüne düşkün ve başına buyruk bir insan yaptı. Henüz o günlerde başladı hayatım ile ilgili hayallerim. 1 oda 1 salon bir ev, iyi bir iş, 1 araba ve hepsinden daha kıymetlisi de 1 köpek. Bu arada ailemde ve yakın çevremde kimse kedi ya da köpek beslemediği için bu konuya hiç mi hiç vakıf değilim tabii.


Üniversite hayatımın ardından bu özgürlüğüne düşkün insanın hiç yok yere evlenesi geldi J Olsun, lise hayallerime bir de eş katılıversin dedim. Ama büyük bir şartım vardı; kesinlikle bir köpeğimiz olacaktı. Dedim ya, çevremde akıl alabileceğim hiç kimse yoktu; hele sahiplenme denen şeyden hiç haberim yoktu. Benim bildiğim Eminönü’de hayvan satan yerler vardı, herhalde oradan alınıyordu.


Eminönü’ne gittiğimizde attık kendimizi birkaç dükkandan birinin içine. Meğer iyi bilinen bir yermiş. Oh dedik doğru yere geldik demek ki. Hemen bizi üst kata çıkardılar. Kafesler içinde 20ye yakın yavru köpek. Rottweiller istiyoruz dedik; hemen ilgili kafes kapısı açıldı ve içinden 4-5 tane yavru dışarı fırladı. Bize en cana yakın olanı büyük bir hevesle seçtik, sonuçta artık bir çocuğumuz olacaktı ve bizi o seçmeliydi. Yavrucak anca 2 elim kadar var; ilk aşıları yapıldı dediler, aşı vakti biz sizi arayacağız dediler. Bir de ilgililer yani, alın ne yaparsanız yapın demiyorlar takibini de yapıyorlar; ne kadar doğru bir karar vermişiz şans işte. İşin detayları ile boğmamayım sizi ama günün sonunda oradaki tüm hayvanlar gibi bizim yavrumuzun da aslında 2 aylık değil, daha 1 aylık bile olmadığını, diğerleri gibi hasta olduğunu ve daha pek çok olmaması gereken şeyi çok kısa bir süre içinde yavrumuzu kaybedince anladık. Maalesef iş işten geçtikten sonra akıl verenlerimiz çok oldu, “Eminönü’den hayvan mı alınır deli misiniz siz?”. Peki nereden alınır dediğimizde de anne altından alacaksın, Büyükçekmece’den sonra bir sürü çiftlik var gidin oradan alın dediler.


Evet yavrumuzla anılarımız olacak kadar vakit geçiremedik maalesef ama evlat sahibi olur gibi köpek sahibi olmak için yanıp tutuşuyordum. Mutlaka bir köpeğim olmalıydı, onunla yaşamalı, onunla yaş almalıydım. Kötü tecrübemizin bize yaşattığı travmayı atlatabildikten sonra tuttuk çiftlik yolu. Bu sefer akıllandık, el kadar bebe almayacaktık. Çiftlikteki eğitmen elinde bir Alman Kurdu olduğunu, 7 aylık olduğunu ve eğitimlerini de kendisinin vermiş olduğunu söyleyince yaşadığım sevinci dün gibi hatırlıyorum. Hem yetersiz gelişim, hastalık vs gibi sorunları olmayacak (yavruluk ile alakalı), hem aşıları yapılmış, hem de eğitimli; daha ne isterdim? Kızımızı aldık koşa koşa eve geldik. O dönem çalışmadığım için evdeki tüm vaktimi onunla geçirmeye, sürekli onunla dışarıda dolaşmaya başladım, benim için harika bir hayat başlıyordu. Ya da ben öyle sanıyordum. Kızımız onu besleyip büyüten, eğiten sahibine o kadar alışmıştı ki, bunu resmen bize haykırıyordu. 3 saat sokakta gezmemize rağmen bir damla tuvalet yapmayıp eve geldiğinde salonun ortasındaki halıya gözümün içine baka baka çiş, kaka ne varsa yapıyordu her defasında. Geceleri asla ama asla uyumuyor, sürekli havlıyordu. Ne bize yanaşmak istiyordu, ne de bizim onu sevmemize izin veriyordu; kendini bir köşeye yaslayıp bütün gün orada öylece kalıyordu. Aradan 1 ay geçti ve 1 adım dahi ileri gidemediğimizi görünce eğitmeni çağırdık ve hıçkırıklarla kızımızı kendisine teslim etmek zorunda kaldık. Bu kararı asla kızımızın yaptığı ya da yapmadığı şeylerden dolayı almadık. Çok mutsuz olduğunu gördüğümüz ve olmak istediği yerin bizim yanımız olmadığını anladığımız için, bencillik etmek yerine onun mutlu olduğu hayatına dönmesi için yaptık. Hayatımın 2. travmasını yaşadım o dönem ve bir köpek evladı sahibi olma tutkumu bir süreliğine rafa kaldırdım.

Ardan yıllar geçti ve artık küçük bir bahçesi olan kendi evimizi aldık. Bu sürece kadar da kendinize/ailenize uygun köpek ırkı nasıl seçilir diye bir sürü şey okudum. Ama hala etrafımda akıl alabileceğim kimse yok. Sonunda “artık vakti geldi” diyerek, karar verdiğim ırk ile ilgili bir forum sitesine üye oldum. Sonuçta o ırkı besleyenden daha iyi kim bilebilirdi ki nereden alabileceğimi ve sonra neler yapmam gerektiğini. Orada tanıştığım ve konuya epey hakim olduğunu düşündüğüm biri (yaklaşık 15 senedir en yakın dostum oldu sonrasında) beni şehir dışında bir üreticiye selamı ile beraber yönlendirdi. Ama bir sorun vardı. Adamcağız önemli bir motosiklet kazası geçirmiş ve 1 haftada biteceğini düşündüğü tedavisi 1 aydır bitmemişti ve daha ne kadar süreceği de belli değildi. İşin benim tarafımdan iyi (!) tarafı İstanbul’da bir hastanede yatıyor olmasıydı. Şaka değil, gerçekten 1 demet çiçek ve kolonya alıp hastaneye üreticiyi ziyarete gittim ve niyetimi söyledim  Elinde 1 dişi 1 erkek yavru varmış; erkek olacak diye tutturdum. Fakat yavruları vermemek için elinden geleni yaptı; sonuçta beni tanımıyor ve yavrunun nasıl bir hayatı olacağını bilmiyordu. Hele bir de çalıştığımı öğrenince tamamen duvar çekti aramıza. “Asla evde yalnız kalamaz, ben onları bütün gün 4 duvar arasında olsunlar diye vermiyorum” dedi. “İşten çıkarım” dedim; inanmadı. Ama dediğimi yaptım, onu ikna ettim ve çocuğumla ilgilenmek için işten ayrıldım. Evet sonunda onunla ilgili herşeyi okurken ve resimlerine bakarken aşık olduğum o güzel Dogo çocuklardan biri de benim olmuştu. Barut’um evine, ailesine hoş gelmişti. Geliş hikayesi, evde yaşanan kriz, onunla geçirdiğim 11 senenin her 1 günü apayrı hikayeler çıkarır. Ama en önemlisi, Barut’un hayatıma girişiyle içine girdiğim koca dünyanın bana öğrettiği en büyük ders; SATIN ALMA, SAHİPLEN!!! Ve kendimi sokak hayvanlarına adama yıllarım…

 

Bir sonraki postta tüm bu detayları ve tecrübelerimi paylaşacağım. Özellikle ilk kez bir köpek evlat ile hayatını birleştirecekler  kaçırmasın!!!        

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      Yazan: Eda KILIÇ

Etiketler: Hikayeler
Eylül 28, 2021
Listeye dön