Hayatıma Dokunan Küçük Patiler

kedi hikayeleri

Orada Öylece Bırakamazdık


Bir Aralık ayında kesişti yollarımız küçük birisiyle. O zamanlar üniversite okuyordum ve fakültemizin karşısında küçük bir alışveriş merkezi daha doğrusu restoran ve birkaç kafenin olduğu bir meydan vardı. Bir öğle arasında arkadaşlarımla balık yemeye karar verdik ve o meydandaki balıkçıya doğru ilerledik. Tam öğle arası olduğu için etraf biraz kalabalıktı. İnsanlar oturacak masa bulmakta zorlanırken, hızla masaları kapmaya çalışırken benim ilgim tamamıyla dağılmıştı. Masaların altında sevimli bir şekilde gezinen küçük birisi vardı çünkü. Onu görür görmez bağlandım diyebilirim. Sanırım ilk görüşte aşk benzeri bir şey yaşadım onu gördüğümde. Yaklaşık 15-20 dakika boyunca yanına yaklaşıp ona dokunmak, onu sevmek istedim.

O kadar korkuyordu ki, yakalamak mümkün değildi. Ben de biraz uzakta durup o küçük kedinin yumuk yumuk suratını izledim ve ‘’Nasıl güzelsin sen, gel bakayım buraya’’ diyerek onunla konuşmaya başladım. Sonunda insan kalabalığı ve mekandaki gerginlik iyice artınca yavru kedinin yanından ayrıldım. Yemeğimizi yemeye başladık ve o andan itibaren, ayrılana dek ‘’Çok güzel bir kedi, gördünüz mü onu, nasıl da masumdu’’ diyerek arkadaşlarımın başını şişirdim. Eve gider gitmez nişanlımla konuştum ve ‘’O kediyi almamız lazım.’’ diye dil dökmeye başladım. Sanırım bu halim 4-5 gün sürdü, sürekli o kediden bahsediyordum.

Halihazırda evimizde bir kedimiz daha vardı, nişanlım da hayvanları ve kedileri seviyor fakat ikinci bir kediye bakmayı istemiyordu. Hayatındaki ilk evcil hayvan deneyimi zaten Monçiz yani evdeki kedimizdi. Onu çok seviyor ama ikinci bir kedinin zor olacağını ve sorumluluğun artacağını söylüyordu. Bu yüzden kaç gün dil döksem de konu kapandı. Kedicik balıkçıda, ben evde hayatlarımıza devam etmek zorunda kaldık. Aradan bir ay geçti ve bir gün ben evdeyken nişanlım aradı. ‘’Hani balıkçıdaki kedi vardı ya onu aldım veterinere gidiyorum, sonra da eve geleceğim.’’ dedi. Haliyle şok oldum. Daha sonrasında eve geldiklerinde durumu anladım. Balıkçı okulumuzun içindeydi ve okulumuz da dağ başındaydı. Havaların en soğuk olduğu günlerdi tam da o zamanlar. Küçük bebek hastalanmış. O kadar kötü haldeydi ki. Gözleri iltihapla kaplanmış, her tarafı kir içinde ve sürekli öksürüyor küçücük bedeniyle bu hastalıkla mücadele etmeye çalışıyordu. O gün nişanlım balıkçıya gitmiş ve yavru kedinin hasta olduğunu, bir kutu içerisinde kardeşlerinin onu ısıtmaya çalıştığını görmüş. Balıkçıyla konuştuklarında balıkçı da, ‘’Veterinere götürmek için yakalamaya çalıştık ama hasta olmasına rağmen kaçıyor.’’ demiş. Gerçekten de öyle, nişanlım kafasına koymuş kediyi oradan almayı ama yakalamaları çok uzun sürmüş. Sonucunda veterinere vardıklarında veteriner ‘’Bir gece daha sokakta kalsa ölürdü.’’ demiş. Eve geldiklerinde küçük bebeğe sıcak su torbaları ve battaniyelerle bir yatak hazırladık. O kadar hastaydı ki yaş mama bile yemiyordu. İçmesi gereken ilaçlar vardı ve sabah akşam zorla yemek yediriyorduk. En sonunda bizim küçük kız iyileşti ve kendine geldi. Fakat bir sorun vardı. Çok korkuyordu ve çok yabaniydi. Nişanlım da tamam artık biz görevimizi yaptık. Onu orada bırakamazdık ama artık iyileşti, bir ilan verelim ve sahiplendirelim demeye başladı. İstemeye istemeye de olsa bunu yaptık ve ilan açtık. 

 

Küçük Bir Ayrılık


Bir kaç gün sonra bir adam aradı erkek kuaförüymüş, evliymiş ve 3-4 yaşında da kızları varmış. ‘’Gelin buyurun bakın fakat biraz korkaktır zamanla alışır merak etmeyin.’’ dedik. Eve geldiler, yine zar zor koltukların arkasından yavru kediyi yakaladık ve kutuya koyduk. ‘’Eğer vazgeçerseniz, yapamazsanız lütfen sokağa bırakmayın bize geri getirin’’ dedik. Onlar gider gitmez ben ağlamaya başladım ve içimden de “n’olur geri gelsin n’olur geri gelsin,” diyordum. Öğlen kediyi götürmüşlerdi ve yine aynı günün akşamı bir mesaj geldi. ‘’Merhabalar, biz yapamıyoruz. Koltuğun arkasından bile çıkmıyor. Biz kızımızla oynasın diye kedi almak istemiştik.’’ yazıyordu. Resmen o küçücük kediyi bir oyuncak niyetiyle almışlardı, bunu duyduğumda çok sinirlenmiştim fakat onun geri geleceğini öğrendiğimde sevinçten geriye bir şey kalmadı haliyle. Ertesi gün kediyi getirdiler. Kapıyı nişanlım açtı ben salonda oturuyordum. Nişanlım kedi taşıma kutusunu kapının önünde yere koymuş kapısını açmış ve adamla konuşmaya devam ediyordu. O sırada bizim minik kedi salona gayet rahat bir şekilde girdi ve tam halının ortasına kendisini attı. O kadar güvenli ve iyi hissediyordu ki kendini. ‘’Evime geldim.’’ diyordu resmen. Eskiden ancak uyurken dokunabilirdik ona. Mama yerken bile sağında solunda birini görse köşe bucak kaçıp saklanırdı.

Sadece bizim evdeki kedimiz Monçiz’in yanına gider onunla uyurdu. Annesi bellemişti onu zaten sürekli hareketlerini taklit ediyor, sürekli Monçiz’in peşinden koşturuyordu. Ama bu sefer farklıydı. O halıya kendini attığından itibaren her şey değişmişti artık. Onu sevdiğimizi ve onu koruduğumuzu biliyordu. O korkak kedi gitti ve yerine sevgi pıtırcığı bir kız çocuğu geldi sanki. Kendini sevdirmek için yapmadığı kalmıyordu ve mutlu olduğu o kadar belliydi ki. Evimizde bir akvaryum var, en sevdiği şey o akvaryumun karşısındaki koltuğa kıvrılıp balıkları izleyerek uyumak. Bu çok etkiledi mesela beni, balıkçı kedisiydi sonuçta kim bilir neler hissediyor neler düşünüyordu o balıkları akvaryumda görünce. O koltuğa da kimse oturmazdı Kujuju orada uyumayı çok seviyor diye. Diyeceğim o ki bazen birisiyle ilk bakışta bağ kurarız. Zorluklar ne olursa olsun beraber olmamız gerekiyorsa, hayatlarımızın bir noktada kesişmesi gerekiyorsa bu olur. Ben de Kujuju’nun hayatına dokundum, onu iyileştirip hayata bağladım. O da her daim üzgün ve masum bakan suratıyla, minicik patileriyle benim kalbime dokundu.

Küçük kızım Kujuju’ya…

Etiketler: kedi hikayeleri
Kasım 26, 2021
Listeye dön