10 Bin Adım

10 Bin Adım

Brownie

Doktorların sağlıklı bir yaşam için günde 10 bin adım atılması gerektiğini söylediklerini duymuşsunuzdur ama bu herkesin kolayca uygulayabileceği bir şey değil, biliyorsunuz. Eğer bu tür antrenmanlara alışık değilseniz, bahse konu 10 bin adım, yola çıktığınızda gözünüze bir süre sonra 100 bin adım gibi gelebilir. Bu noktada 10 bin adımı tamamlama motivasyonu çok önemli. Kimileri sağlıklı bir yaşam adına kilo verme veya kilolarını koruma, kimileriyse akıllı cihazlarındaki sağlık uygulamalarının dijital ödüllerini toplama motivasyonuyla bu binlerce adımı kolayca tamamlayabiliyor.

Benim motivasyonum ise biraz farklı.

Oldukça uzun sayılabilecek yürüme yolum üzerinde farklı mesafelerde, nereden baksanız 15 tane yetişkin kedi var. Benim haricimde birilerinin de yiyecek içecek verdiğini tahmin ediyorum onlara ama ben de kendimce bir katkı sağlamak üzere yanımda biraz mama ve su bulunduruyorum. Denk geldikçe önlerine bırakıyorum ve yoluma devam ediyorum.

Yine uzun soluklu yürüyüşlerden birine çıktığım günlerden birinde her zamanki hazırlıklarımı yaptım. Favori müzik parçalarımı hazırladım, kulaklığımı kulağıma taktım ve yola koyuldum. Hemen her gün karşıma çıkan sevimli dostlarımla karşılaşıp onlara mama bırakmaya başladım.

Mama duraklarımdan birinden tam ayrılmak üzereyken omzuma biri dokundu. Bu pek beklediğim bir durum değildi açıkçası. Hemen arkama döndüm ve bir hanımefendinin bana endişeli endişeli bir şeyler söylediğini gördüm. Kulağımdaki müziğin sesi o kadar yüksekti ki karşımdakinin neler söylediğini duymuyordum bile. Müziği durdurup kulaklığımı çıkarana kadar geçen o birkaç saniye içinde hanımefendinin beni uyarma gerekçelerine dair aklıma gelenler sırasıyla şunlardı:

  • Cüzdanımı düşürmüş olabilirdim.
  • Ayakkabılarımın bağcıkları çözülmüş olabilirdi.
  • Hanımefendi, beni birine benzetmiş olabilirdi.
  • Yine aynı hanımefendi yol tarifi istiyor olabilirdi.

Bu düşünceler zihnimde uçuşurken nihayet kulaklığımı çıkardım ve karşımdaki hanımefendiye beni neden durdurduğunu sordum. “Beyefendi, bir kedi arkanızdan geliyor, galiba karnı çok aç.” yanıtını aldım. Anlık bir refleksle mama bıraktığım yerlere doğru baktım ve kedilerin önlerinde kuru mama olduğunu görerek bu durumu hanımefendiye söyledim. Çok geçmeden ayaklarımın dibinde, neredeyse elim kadar bir kedicik beliriverdi. Tekir-beyaz karışımı bu minik, her gün karşıma çıkan kedilerden biri değildi. Hızlıca sağa sola göz attım ve hemen yakınımızda küçük bir karton kutu gördüm. Belli ki birileri burada kedilere yemek verildiğini bildiği için ufaklığı beslenebileceği umuduyla buraya bırakmıştı.

Sevimli miniği kucaklayıp avucumdaki mamayı bitirmesini bekledim. Bu küçük obur epey acıkmıştı ve toplam iki avuç mamayı göz açıp kapayıncaya kadar bitirdi. Kendisinin aç olduğu kadar susamış da olabileceğini düşünerek kaplardan birine doğru götürdüm ve tahminlerim doğru çıktı. Ufaklık susuzdu ve suyu şıpır şıpır içmeye başladı. Her şey güzeldi ama kedileri bilirsiniz. Yavru da olsa yetişkin de olsa eğer bir kedi yabancı ise diğer kediler tarafından istenmez ve kovalanır. Bu minik arkadaşın akıbeti de aklımı kurcalamaya başlamıştı daha oradan ayrılmadan önce.

Vakit kaybetmeden belediyenin sokak hayvanlarıyla ilgili bölümünü aradım ve bu ufaklığı buradan almalarını rica ettim. Ne yazık ki görevli ekibin çok yoğun olduğu ve ancak akşam saatlerinde yavru kediyi gelip alabilecekleri bilgisi verildi bana. Ben de tekir-beyaz miniği kucaklayıp yakınımdaki bir banka oturdum ve zamanın geçmesini bekledim.

Gündüz saatlerinde sıcaklığını paylaşmakta cimri davranan güneşin sahneden çekilip yerini yıldızlara bırakmasıyla hava, kürklü dostlarımızın bile üşüyebilecekleri değerlere doğru geriledi. Kucağımda uyumakta olan miniğin ise keyfi yerindeydi. Muhtemelen uzun süredir böyle sağlam bir uyku çekmemişti.

Belediyeden gelen giden kimse yoktu. Madem öyle, kucağımda uyuyan bu yavru kedi, huzurlu uykusuna neden evimde devam etmeyecekti ki? Hem onu burada yalnız başına bırakırsam hayata tutunması çok zor olurdu. O an karar verdim; küçük arkadaş benimle birlikte eve gelecekti. Minnacık başını okşayıp onu uyandırdıktan sonra uyanık olduğu kısa sürede yaptığı gibi yine omuzlarıma çıkmasını sağladım ve yola koyulduk. Yan hedefim olan 10 bin adımı böylece tamamlayacaktım ve evime, ortalama yarım kiloluk bir tüy yumağıyla birlikte dönecektim.

Öyle de oldu.

Yol boyunca âdeta bir sincap gibi bir sağ omzumda bir sol omzumda gezinen minik arkadaş, eve ulaştığımızda sanki yıllardır bu evde yaşıyormuş gibi mekânı benimseyiverdi. Evini iki kediyle paylaşan komşumuzdan kedi kumu ve minik dostumun oynaması için kedi oyuncakları istedim. Bir kaba boşalttığım kedi kumuna koştur koştur gidip ihtiyacını gideren kedicik hem sıcak bir ortamda bulunmasının verdiği huzurla hem de kendisini seven birinin yakınında olmasının sağladığı öz güvenle bir yavru kedinin yapabileceği tüm şımarıklıkları ve oyunları yapmaya başladı doğal olarak. Ben de kedi oltası, zilli top gibi kedi oyuncakları ile Brownie adını verdiğim miniğin, bu oyuncu hâlini sürdürmesini sağladım.

Ertesi gün veteriner ziyareti yaptık ve küçük dostumun henüz 40 günlük olabileceği bilgisini aldım. Veterinerimizin tavsiyesi üzerine ufaklık için uygun mamalar ve çeşitli destek gıdaları edindim. Tabii yepyeni kedi oyuncakları da. Hele salladığımda tıkır tıkır ses çıkaran, fare şeklinde bir pelüş kedi oyuncakları vardı ki sormayın. El kadar kedicik, bu fareleri görünce minyatür bir leopara dönüşüyordu.

Aradan geçen zaman içinde bazen aksatsam da günlük 10 bin adım hedefini tamamlamaya gayret ediyorum.

Brownie mi?

 

Şimdi 4 yaşında! Kocaman bir adam oldu ve yanına gelen iki arkadaşıyla birlikte harika zaman geçiriyor ama ona henüz bir yavruyken aldığım kedi oyuncakları hâlâ favorisi.

Etiketler: Hikayeler
Kasım 25, 2021
Listeye dön