Dinler ve Kültürler Tarihinde Kedinin Gizemli Yolculuğu İnsanlık tarihi boyunca hiçbir canlı, kedi kadar keskin uçlarda bir kadere sahip olmamıştır. Kimi zaman bir tanrıça olarak tapınılan, kimi zaman şeytanın elçisi ilan edilen, kimi zaman ise peygamber hırkasında uyuyan bu gizemli dostlarımız; aslında insanlık psikolojisinin ve inanç sistemlerinin bir aynasıdır. Gelin, kadim Mısır’dan Anadolu’nun kalbine uzanan bu patili serüvene birlikte göz atalım. 1. Tanrısallığın Zirvesi: Antik Mısır’da Altın Çağ Kedilerin "evrenin efendisi" olduğu bir dönem varsa, o kesinlikle Antik Mısır’dır. Mısırlılar için kedi, sadece bir hayvan değil, ilahi bir lütuftu. Tanrıça Bastet: Evin, kadınların ve çocukların koruyucusu olan Bastet, kedi kafasıyla tasvir edilirdi. Hukuki Kutsallık: Bir kediyi öldürmenin cezası ölümdü. Bir aile kedisi öldüğünde, ev halkı yas göstergesi olarak kaşlarını kazıtır ve kedilerini mumyalayarak kutsal mezarlara defnederdi. 2. Musevilik: Temizliğin ve İffetin Öğretmeni Musevi geleneğinde kediye yaklaşım daha pragmatik ama bir o kadar da saygılıdır. Talmud, kediyi insana ahlak öğreten bir öğretmen olarak konumlandırır. İffet Sembolü: Talmud’da, eğer Tora verilmemiş olsaydı, iffetin (mahremiyet ve temizlik) kediden öğrenileceği belirtilir. Evin Koruyucusu: Kutsal metinleri ve tahılları kemirgenlerden korudukları için Musevi evlerinde her zaman saygın bir yer bulmuşlardır. 3. İslamiyet: "Kedi Sevgisi İmandandır" İslam dininde kedi, "necis" (pis) olmayan ve evde bir aile ferdi gibi yaşayabilen tek hayvandır. Müezza ve Şefkat: Hz. Muhammed’in kedisi Müezza’ya duyduğu sevgi, "Kedicik Babası" anlamına gelen Ebu Hureyre lakabı ve kedilerin abdest suyunu dahi temiz kılan fıkhi kurallar, bu sevginin temelini oluşturur. Mistik Mırıltı: Tasavvufta kedinin mırıltısının bir zikir olduğu ve manevi bir huzur yaydığı kabul edilir. 4. Orta Çağ Avrupası: Karanlık Bir Parantez Ne yazık ki kediler her zaman bu kadar şanslı değildi. 13. yüzyıl Avrupası’nda kediler, özellikle siyah olanlar, cadılarla ve karanlık güçlerle ilişkilendirildi. Trajik Sonuç: Toplu kedi katliamları, farelerin taşıdığı veba salgınının (Kara Ölüm) Avrupa’yı kasıp kavurmasına neden oldu. İnsanlık, kediye sırt çevirmenin bedelini ağır bir şekilde ödedi. 5. Türk Kültürü ve Osmanlı: Merhamet Medeniyeti Türkler için kedi, Orta Asya bozkırlarından bu yana evin bereketidir. Osmanlı İmparatorluğu ise bu sevgiyi kurumsallaştırmıştır. Kedi Vakıfları: Tarihte sadece kedileri beslemek ve tedavi etmek için kurulmuş vakıflar mevcuttur. "Mancacı" adı verilen görevliler, her gün sokak sokak gezerek bu dostlarımızı beslerdi. Mimari Detaylar: Cami avlularındaki kedi evleri ve "kedili tekkeler", Türk insanının kediyle kurduğu derin bağın mimari kanıtlarıdır. Sonuç: İki Dünya Arasında Bir Yolcu Kediler, ne tam evcil ne de tam vahşidir. Onlar, bağımsızlıkları ve gizemli doğalarıyla binlerce yıldır yanımızda yürümeye devam ediyorlar. Bugün İstanbul sokaklarında gördüğümüz bir kedi, aslında üzerinde hem Bastet’in asaletini, hem Müezza’nın kutsallığını hem de Osmanlı’nın merhametini taşıyor.